Reklam
Reklam
BIST 100
11.257,29 0,94%
DOLAR
49,7876 0,07%
EURO
55,5719 -0,11%
GRAM ALTIN
6.418,15 -0,12%
BITCOIN
79.778,00 0,06%
FAİZ
39,64 -0,13%
GÜMÜŞ GRAM
85,35 -1,19%
GBP/TRY
66,3868 -0,05%
EUR/USD
1,1145 -0,26%
BRENT PETROL
110,00 -0,46%
ÇEYREK ALTIN
10.493,67 -0,12%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
13 °
Reklam

ALİYEV VE AZERBAYCAN: DEMOKRASİSİ OLMAYAN SAHTE KAHRAMANLAR

Reklam
ALİYEV VE AZERBAYCAN: DEMOKRASİSİ OLMAYAN SAHTE KAHRAMANLAR
Reklam

Tarih, vesayet odaklarının, millet iradesine parmak sallayan kibirli zihniyetlerin ve Hakk'ın hakikatine karşı duranların sonunun hep aynı hüsranla bittiğini defalarca kaydetmiştir. Bugün Türkiye’de 28 Şubat kalıntıları, tarihin tozlu ve karanlık raflarına gömülmüş; bu milletin iradesi ve inancı o postalları çoktan tarihin çöplüğüne terk etmiştir. Buna şüphe yoktur ve daha fazlasını söylemeye de gerek yoktur. Çünkü halka rağmen, hakla inatlaşanlar mutlaka yerle bir olurlar; bu, şaşmaz bir ilahi ve tarihi kanundur.

28 Şubat’a giden o sancılı süreçte, o iç karışıklıkların, karanlık iç hesaplaşmaların ve baskıların merkezinde, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nda (EDOK) görevli bir asker olarak yer aldım. O günlerin ağır atmosferine ve inanç hürriyetinin nasıl hiçe sayıldığına bizzat tanıklık etmiş bir kalem olarak söylüyorum: O vesayet düzeninin temellerinin atıldığı o karanlık dönemin ve sonrasındaki zihniyetin nasıl yerle bir olmasını büyük bir coşku ve imanla izlediysek, kardeşimiz Azerbaycan’ın topraklarını işgalden kurtardığı dönemi de aynı hassasiyetle destekledik.

Ancak burada gururla ve altını çize çize belirtmemiz gereken çok hayati bir gerçek vardır: O zafer, sadece yönetimin başında yer alanların tek başına elde ettiği bir başarı asla değildir. Karabağ’da kazanılan o şanlı zaferin arkasında, Türkiye’nin ortaya koyduğu büyük siyasi irade, maddi ve manevi tüm imkânlar, teknik destek ve savunma sanayimizin gelişen yerli ve millî gücü vardır. Sırf yönetimin başında bulundular diye tek kahramanmış gibi davranmak, arka plandaki bu devasa emeği, kardeş omuzlarındaki yükü ve hakikati örtbas edemez.

Bugün gelinen noktada ise kahreden bir tezat ve acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Zaferin arkasındaki asıl kudret ve inanç arka plana atılmışçasına, kendi halkına ve inancına karşı sergilenen tutumlar vicdanları yaralamaktadır. İşin en acı ve vicdan sızlatan taraflarından biri de budur: Bu vatan için canını feda eden şehitlerimizin emaneti olan şehit kızlarının dahi başörtüsüne ve en temel inanç hürriyetine el uzatan, bu mukaddes değere dokunan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Kendi topraklarında başörtüsüyle okumak isteyen evlatlarımıza ve şehit emanetlerine bu zulmü reva görenleri şiddetle telin ediyoruz! Üstelik bu vicdansızlık yaşanırken; dışarıdan gelenlere, başkalarına gösterilen o geniş tolerans, hoşgörü ve özveri kendi insanından esirgenmektedir.

Dünyanın farklı inançlarına, örneğin Yahudiliğe ve Hristiyanlığa gösterilen diplomatik ve toplumsal hassasiyetin, toleransın ve özverinin çeyreği kendi öz halkının inancına, ezanına ve başörtüsüne gösterilmemektedir. Kendi dinine ve değerlerine bu kadar yabancılaşan, kendi insanına ve şehit emanetine bu çifte standardı reva gören insanların bu coğrafyada ve yönetimde kalma şansı olmamalıdır, olamaz da!

Dahası var; çünkü mesele sadece inanç özgürlüğüyle de sınırlı değildir. Bugün Azerbaycan’da demokrasi, temel insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlardan söz etmek imkânsızdır. Ülkede modern bir devlet yönetiminden ziyade, köhnemiş feodal bir düzen tüm çıplaklığıyla faaliyettedir. Karısını devletin zirvesine, birinci başkan yardımcılığı koltuğuna oturtan, çoluk çocuğunu ve akrabalarını en kritik özel görevlere getiren bir zihniyetin demokratik meşruiyetinden söz edilebilir mi?

Gerçek anlamda seçimle başa gelinen, halkın iradesinin sandığa özgürce yansıdığı demokratik bir düzen Azerbaycan’da zaten yoktur. Ortada sadece rejimin devamını sağlayan, göstermelik ve uyduruk bir seçim tiyatrosu vardır. Muhalefetin nefes almasına, sağlıklı bir şekilde var olmasına izin verilmeyen; gazetecilerin, yazarların ve inançlı insanların uyduruk mahkeme kararlarıyla, sudan bahanelerle gıyabında tutuklandığı bir ülkenin kararları hukuki değil, tamamen keyfi ve siyasidir. Bu uyduruk mahkemelerin verdiği kararların hiçbir hukuksal kıymet-i harbiyesi yoktur.

Azerbaycan gerçekten evrilmeli, köklü bir zihniyet değişimine gitmeli ve acilen hakiki bir demokrasiye ve adalete kavuşmalıdır. Aile üyelerinin devleti paylaştığı, halkın iradesinin gasp edildiği bir ülkenin adaletle ve demokrasiyle idare edildiği söylenemez.

Unutulmasın ki; İslam’la, şehit emanetleriyle, halkın inancıyla, hürriyetle ve adaletle savaşan hiçbir feodal düzen payidar olamamıştır. Halkın hafızası keskindir, tarih ise adaletlidir. Başkalarına gösterdikleri hoşgörüyü kendi dindaşlarına ve şehit çocuklarına çok görenlerin, halkın diniyle, başörtüsüyle ve iradesiyle kavga edenlerin yok olacağı günler uzak değildir. Tarih ve hakikat eninde sonunda tecelli edecek, halkın iradesi ve inancı bu köhnemiş vesayetleri, çifte standartları ve zulüm düzenini tarihin karanlık sayfalarına gömecektir.

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?